Aklın sınırları genişledikçe, insan kendini daha çok sorgular. Bugün “Zeka” dediğimiz kavram, artık tek bir tanım taşımıyor.
Yapay zeka bilgiye hakimdir;
Duygusal zeka insana hakimdir;
Gerçek zeka ise, hakikatin kapısını aralayandır.
Yapay zeka öğrenir, analiz eder, geliştirir. Sonsuz veriyle beslenir, ama bir çocuğun masum bakışıyla kalp kırmanın ne demek olduğunu bilemez. Çünkü algoritmalar, vicdanı simüle eder, fakat hissedemez.
Duygusal zeka ise merhameti bilir,
Bir canın incindiğini anlar,
Bir gözyaşının hikayesini duyar,
Bir sessizliğin çığlığını fark eder.
Gerçek zeka ise, bu ikisini birleştirir.
Bilgiyi kullanır, duyguyu korur, vicdanla yazar.
Çünkü insan olmanın hakikati, yalnızca bilmekte değil; hissetmek, affetmek ve adil kalabilmekte saklıdır.
Fakat ne yazık ki çağımızın insanı, zekayı menfaat terazisinde ölçer oldu. Çıkar ilişkileri, geçici dostluklar, fayda bitince buharlaşan değerler… Herkes ışığa koşuyor ama çok azı güneşe dayanabiliyor. Sözler büyük, kalpler küçük. Menfaat bitince, insan da bitiyor.
Oysa bu dünya geçici bir sahne.
Herkes rolünü oynar, perde kapanır.
Bir gün gerçekten sıfırlanacağız.
Mal, makam, imaj… hepsi toza karışacak.
Geride yalnızca iki şey kalacak…
Vicdanımızın sesi ve kalbimizin izi.
Hayat sıfırdan başlar;
Ve “1” dediğin şey, aslında yalnızca tecrübedir.
Her düşüş bir başlangıçtır,
Her bitiş bir doğuştur.
Yapay zeka gelişir,
Duygusal zeka derinleşir,
Gerçek zeka ise kendine dönmeyi öğrenir.
Ve belki de en büyük soru şudur…
Bilmek mi kıymetli, yoksa insan kalabilmek mi?
Cevap kalpte.
Her şeyin sustuğu yerde, vicdan konuşur.
“Güzel kal… Çünkü sonunda yalnızca merhamet kazanır.”


