Kendine dönmek kolay değildir.
Çünkü insan, çoğu zaman kendinden kaçmak için yaşar.
İşine sığınır, insanlara sarılır, hayaller kurar, kalabalıkların içinde kaybolur.
Kendini unutur, unuttuğunu da unutur.
Ama bir gün, her şey susar.
Sana kalan tek şey sensindir.
Ne alkış kalır, ne suçlama.
Ne umut kalır, ne öfke.
Sadece çıplak bir varlık hissi.
Ve o an başlar dönüş.
Kendine dönmek, geçmişi affetmekle değil; geçmişi anlamakla başlar.
Affetmek, anlamanın sonucudur.
Çünkü anlamak, direnişi çözer.
Bir şeyi anladığında artık onunla savaşmazsın.
Sadece varlığını kabul edersin.
Ben uzun yıllar kendimi suçladım.
Yapamadıklarım için, söylediklerim için, sustuklarım için…
Ama bir gün fark ettim.
Kendini suçlamak, geçmişi düzeltmez; sadece bugünü karartır.
Oysa geçmişin tek görevi öğretmektir.
Ve ben sonunda, kendime öğretmeyi öğrendim.
Kendine dönmek, aynaya bakıp “işte bu benim” diyebilmektir.
Eksiklerinle, yanlışlarınla, yaralarınla…
O aynada kusursuz bir yüz değil, gerçek bir kalp görmek istersin.
Çünkü gerçek olan, zaten güzeldir.
Bir gün kendime şu soruyu sordum,
“Beni benden ayıran şey neydi?”
Cevap sessizlikten geldi.
“Olmadığın biri olmaya çalışman.”
İşte o gün vazgeçtim.
İyileşmekten, yetişmekten, beğenilmekten…
Artık sadece var olmak istedim.
Bir şey olmak değil, bir hâl olmak.
Kendine dönmek, dünyanın gürültüsünden değil, kendi kalbinin sesinden yürümektir.
Kalbin sessizdir ama yalan söylemez.
Orada her şey nettir.
Kimi sevdiğin, kime kırıldığın, neden sustuğun…
Hepsi oradadır.
Bir insan kendine döndüğünde, dışarıdaki her şey yerli yerine oturur.
Çünkü artık aradığın cevaplar dışarıda değildir.
Cevap, sorunun doğduğu yerdedir, Senin içinde.
Ve o an, hayat yeniden başlar.
Ama bu kez sessizce.
Bir mucize gibi değil, bir kabulleniş gibi.
Bir dua gibi, bir nefes gibi.
Kendine dönmek budur,
Hiçbir yere gitmeden, her yere varabilmektir.
Şimdi dur biraz.
Evet, tam şu anda.
Bu satırları okurken bile, nefesini fark et.
Gerçekten burada mısın?
Yoksa zihnin çoktan geçmişe mi gitti?
Ya da henüz yaşanmamış bir yarının içinde mi kayboldun?
Kendine dönmek, işte tam bu farkındalıkla başlar.
Şu anla.
Bu nefesle.
Bu kelimeyle.
Peki söyle,
En son ne zaman sadece kendin için sustun?
Birinin seni anlamasını beklemeden, açıklama yapmadan, sadece içindeki sesle kaldığın bir an hatırlıyor musun?
Biraz düşün.
Ne zamandır iç sesini duymuyorsun?
Ne zamandır kendi kararlarını değil, toplumun beklentilerini yaşıyorsun?
Belki de fark etmeden başkalarının hikayesine karıştın.
Kendini onların cümlelerinde aradın.
Sen başka bir cümlenin kelimesi olamazsın.
Sen, kendi hikayenin bütünüsün.
Şimdi gözlerini kapat.
Kendine bir soru sor…
Cevap hemen gelmeyebilir.
Belki de sessizlik gelir önce.
Ama o sessizlik, başlangıçtır.
Çünkü her cevap, önce bir sessizliğin içinden doğar.
İşte o ses, senin özündür.
Ne unvan ister, ne onay, ne sevgi dilenir.
Sadece var olur.
Çünkü var olmak, zaten yeterlidir.
Kendine dönmek, dışarıya değil içeriye yürümektir.
Bu kitapta her bölümde bir parça daha yaklaşacaksın kendine.
Ve belki de bir gün, fark edeceksin.
Aradığın kişi zaten sendin.
”Kendini dönmenin ilk adımı, dinlemektedir.
Başkalarını değil, kendini.”


