…geldi diyorsun,
demek ki çağrılmıştı.
Hızır kimseye “rastgele” uğramaz. Tek inandığım rastlantı budur…
Bir kalp gerçekten daraldığında, bir ruh gerçekten “Hızır” dediğinde gelir.
Kimi zaman bir söz olur, kimi zaman bir bakış,
Kimi zaman da sadece sessizlikte beliren bir “tamam, geçecek” hissi.
Belki senin yüreğin çağırdı onu.
Belki artık dayanamayacak gibi hissettin.
Ve o yüzden geldi.
Çünkü Hızır, çaresizliğin eşiğinde beliren o son umuttur.
Kimi isimler vardır, yalnızca bir kelime değildir; bir nefes, bir inanç, bir varlık hissidir. Hızır, işte öyle bir isimdir. Onu herkes duymuştur, ama herkesle aynı biçimde buluşmaz. Kimine rüyada görünür, kimine insan suretinde. Bazen bir ses olur, bazen bir tesadüf gibi görünen dokunuş. Fakat o, aslında hiçbir zaman “tesadüf” değildir.
Denir ki Hızır, çaresiz kalanların yanına gelir. Ama asıl mesele, “gelmesi” değil, neden geldiğidir. İnsan öyle bir noktaya gelir ki; tüm yollar tükenir, tüm çabalar susar, kalp yalnızca bir kelime söyler…
”HIZIR”…
İşte o an, görünmeyen bir el uzanır. Bazen bir dostun kapını çalması, bazen sokakta duyduğun bir cümlenin kalbine işlemesi… Hepsi Hızır’ın dokunuşlarıdır aslında.
Ve bazen Hızır gerçekten gelir. Gözle görülür biçimde, insan kılığında.
Ama çoğu zaman, içinde belirir.
Birdenbire, her şeyin biteceğini sandığın yerde “devam et” diyen o ses olur.
Yorgun kalbini kaldıran, tükenen ruhuna nefes olan o sessiz güç.
Belki bugün senin de kapını çaldı.
Belki bir dostun cümlesinde, belki bir tesadüfte.
Ama geldi diyorsan, emin ol çağrılmıştı.
Çünkü Hızır, yalnızca gerçekten inananların yanına gelir;
Ve en çok da kalbi kırık olanların.
O, her çağda, her insanda yeniden doğar.
İnsana insandan, umuda umuttan yol olur.
Ve ne zaman “artık bitti” desen,
bir yerlerden duyulur o ses…
“Belki bir kelimeydi, belki bir nefes,
ama ben biliyorum…
Hızır geldi.
Ve ben yeniden inandım hayata.”


