Bazıları vardır;
Hayatlarında hiçbir şey tesadüf değildir ama
Her şeyi tesadüf süsüyle anlatırlar.
Plan yaparlar,
Sonra “olaylar böyle gelişti” derler.
Yalanı beceri,
İnkarı savunma,
İhaneti ise şartlar meselesi gibi sunarlar.
Bazıları, güveni bir ilişki değil,
Bir kaynak sanır.
Kullandıkça azalacağını değil,
Hep var olacağını zanneder.
O yüzden tüketirler.
İnsanları, emekleri, duyguları…
Sonra da “kimseye bir borcum yok” diyerek
Arkalarına bakmadan yürürler.
Bazıları aldatırken kendini özgürlükle açıklar,
Yakalanınca mağduriyetle.
İki rolü de ezbere bilir.
Hangisi işine yarıyorsa onu oynar.
Bu yüzden hikayeleri hep tutarsız,
Ama anlatımları çok nettir.
Çünkü amaç gerçek değil,
İknadır.
Bazıları için emek,
Sahibi belli olmayan bir şeydir.
Alınır, kullanılır,
İş bitince yok sayılır.
Adı konmaz,
Hatırlanmaz.
Sorulunca da
“Abartıyorsun” denir.
Bu bir unutkanlık değil,
Bilinçli silmedir.
Bazıları iftirayı kendini savunmanın doğal bir yolu sayar.
Çünkü gerçeği anlatmak risklidir;
Detay ister, tutarlılık ister.
İftira ise pratiktir.
Kısa sürer,
Yüksek seslidir,
Ve çoğu zaman ilk anda işe yarar.
Ama sadece ilk anda.
Bazıları inkar etmeyi zeka sanır.
Belgeler, tanıklar, tutarlılık onlar için sadece “yorum”dur.
Gerçek,
Kabul edilmediği sürece yok sayılabileceğine inanırlar.
Oysa inkar,
Gerçeği yok etmez;
Sadece kişiyi daha görünür kılar.
Bazıları hukuku bir kalkan gibi kullanır,
Ama ahlakı hiç taşımaz.
Yasaların boşluklarını karakter zannedip oraya yerleşirler.
“Yasal” olmakla “haklı” olmayı karıştırırlar.
Bu karışıklık da hayat boyu sürer.
Bazıları sürekli uzaklaştırır.
İnsanları, soruları, hesapları…
Çünkü yakınlık,
Hesap vermeyi gerektirir.
Uzaklık ise kontrol sağlar.
Sessizliği tehdit, itirazı saldırı sayarlar.
Böylece kendilerini hep korunan taraf gibi gösterirler.
Bazıları her şeyi planlar ama sonuçlara şaşırmış gibi davranır.
Kırar, dağıtır, sonra “nasıl bu noktaya geldik?” diye sorar.
Bu soru bir merak değil, bir kaçıştır.
Bazıları için vicdan içsel bir pusula değil, toplumsal bir dekor gibidir.
Gerekli olduğunda sergilenir, iş bitince kaldırılır.
Kimse bakmıyorsa hiç açılmaz.
Ve bazıları şunu hiç anlamaz…
İnsan kandırarak kazanmaz,
Sadece geciktirir.
Dolandırarak zengin olmaz,
Sadece açığa çıkmayı erteler.
İhanetle güçlenmez,
Sadece yalnızlaşır.
Zamanla herkes kendi hikayesinin altında kalır.
Yalan çoğaldıkça taşınması zorlaşır.
En sonunda en çok anlatan, en az inandıran olur.
Bu bir beddua değil.
Bu bir gözlemdir.
Çünkü gerçek şudur ki;
Hukuk susabilir,
İnsanlar yorulabilir,
Hesaplar ertelenebilir.
Ama karakter, er ya da geç kendi faturasını keser.
Ve bazıları,
Hayatlarının bir noktasında şunu fark eder,
Kimse onları yarı yolda bırakmamıştır.
Sadece kimse, artık yüklerini taşımak istememiştir.
Anladın mı?


