“Topraktan Nefese”

Nereden geldin sen,
Hangi yolun kıyısından düştün zamana?
Bir zamanlar iki yüz elli gramlık bir sıvıydın sadece
Ne adın vardı ne iddian,
Ne hırsın ne de “ben” dediğin bir gölgen.

Ondan önce meyde sıvı,
Güneşi içine almış suskun bir kabuk,
Peynirdin, yoğurttun,
Sütün sabrında yoğrulmuş ağır bir bekleyiştin…
İneğin memesindeydin,
Keçinin dağda titreyen adımındaydın…
Buğdayın başağında rüzgarla salınan,
Bir ihtimaldin sadece….

Süttün.
Dağdaki çimendin.
Ottun.
Toprağa yakındın,
Yükseklik bilmezdin,
Kibir tanımazdın.

Ondan önce taştın,
Sessiz, sert, sabırlı…
Topraktın.
Belki de yoktun.
Yokluk,
Ne tuhaf bir huzurdu o zaman.

Sonra…
Her şey birleşti;
Toprak, su, ateş, rüzgar…
Bir araya geldiler seni denediler.

Kan oldun,
Bir damla kadar küçük,
Bir kader kadar ağır.
Döl oldun,
Henüz insan değilken hayata göz kırpan bir sırdın.

Ana rahminde;
Karanlık bir bekleyiş vardı,
Zamanın unuttuğu bir yerde,
Sessizce büyüyordun.

Ve bir an…
Kimsenin görmediği,
Kimsenin duymadığı bir an
Bir nefes değdi sana.

Can oldun.
Ruh geldi.
İnsan dediler sana. Daha ilk saniyede yumruklarını sıkarak geldin…

Her şeyi ele geçirmek inadı ve hırsı ile…

Ama kimse demedi…
“Sen üç vakitlik bir misafirsin.”

Önce yoktun.
Şimdi varsın.
Sonra yine yoksun.

Toprak seni geri çağıracak,
Bedenin çözülüp toz olacak,
Toz toprağa karışacak,
Topraktan ot bitecek…
Ve bir gün…
Başka bir yolcu o otun üzerinden geçecek.

İşte o ottum ben…Zerresi bile değildim belki de..

Peki sen kimsin? Ben kimim ki ?

Yedi kat semadan,
Sana nefes üflenmişken,
Sen daha kül bile değilken,
Bu hırs neden?
Bu kibir kime?
Bu acele neyin korkusu?

Hatırla…
Sen sahip değilsin,
Emanetsin.

Nefes emanet,
Beden emanet,
Zaman emanet…

İnsan kalabilmek zor iştir bu dünyada;
Merhametli kalmak,
Vicdanı diri tutmak,
İyi niyeti kirletmeden taşımak en ağır imtihandır belki de.

Çünkü insan olmak büyük olmak değildir.
Yüksek olmak hiç değildir.

İnsan olmak;
Kırmamaktır,
Ezmemektir,
Unutmamaktır…
Nereden geldiğini ve nereye döneceğini bilmektir.

Sonunda herkes susar.
Toprak konuşur.
Ve geriye sadece şu soru kalır…

Bu kısa yolculukta
insan kalabildin mi?

Ama unutma;
Doğarken sıktığın o yumruklar,
gidişinde açıktı…

Çünkü geliş, almaya benzer;
Gidiş, bırakmaya.
İlk nefeste dünya sana borçlu sanılır her şey,
Son nefeste anlaşılan şudur…
Hiçbir şey senin değildi.

Avuçların kapalıydı gelirken, bilmeden istiyordun…
Süt, sıcaklık, ses, korunmak…
Avuçların açıktı giderken,
Çünkü öğrenmiştin…
Taşıdıkların değil, bıraktıkların kalır.

İnsan bu yüzden yaşar arada…
Yumrukla avuç arasında.
Biriktirerek değil eksilerek olgunlaşır.

Ve en son ders şudur…
Bu yolculukta kazanan,
Eli dolu giden değil;
Eli açık gidebilendir.

Anladın mı? Can özüm…

Kategoriler:


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir