İnsan hayata kapalı bir yumrukla gelir.
Bu bir öfke değildir; korkudur, bilinmezliktir, tutunma içgüdüsüdür. İlk refleks, sahip olmaktır. Nefesi, sıcaklığı, sesi, korumayı ister. Daha başında “ben” vardır; henüz dili yoktur ama yönü bellidir…Ele geçirmek, hırs, almak, yok etmek,
Zaman geçtikçe yumruk ağırlaşır. İçine konulan her şey yük olur. Unvanlar, başarılar, kırgınlıklar, haklılıklar… İnsan çoğu zaman bunları güç sandığı için bırakmaz. Oysa güç dediği şey, taşıyabildiği kadardır. Taşıyamadığında sertleşir, katılaşır, daha sıkı sıkar. Çünkü bırakmak, kaybetmek gibi öğretilmiştir.
Tam bu noktada “Sıfır” görünür.
Sıfır bir yokluk değildir; fazlalıkların düştüğü yerdir. Gürültünün sustuğu, iddiaların çözüldüğü eşiktir. İnsan Sıfır’a düştüğünde, ilk defa elindekilere bakar. Gerçekten bana ait olan ne? Hangisi sadece korkuyla tuttuğum bir şey?
Sıfır’da yumruk işe yaramaz.
Ne kadar sıkarsan sık, orada tutacak bir şey kalmaz. İşte dönüşüm burada başlar. Avuç yavaş yavaş açılır. Önce istemeden… Sonra fark ederek… En sonunda rızayla.
Avuç açıldıkça insan hafifler. Hafifledikçe anlar. Hayat, biriktirme sanatı değil; ayıklama terbiyesidir. Kalanlar azalır ama derinleşir. Sahiplik yerini emanet bilincine bırakır. “Benim” dediği şeyler susar, “benden geçti” dediği hakikat konuşur.
Yumrukla avuç arasındaki mesafe, insanın gerçek yolculuğudur. Bu mesafe ne zamandır, ne yaştır. Bazen bir gecedir, bazen bir ömür. Ama herkes o aralıkta sınanır. Kimisi yumrukla direnir, kimisi avuçla teslim olur.
Ve nihayet gidiş vakti geldiğinde, eller açıktır.
Çünkü Sıfır’a varan insan bilir.
Bu dünyada götürülen bir şey yoktur.
Sadece bırakılanlar vardır.
Sıfır’ın öğretisi sert değildir ama kesindir.
Der ki…
“Hiçbir şeye sahip olmadığında değil hiçbir şeye tutunmadığında özgürsün.”
İnsan, yumrukla gelir;
Avuçla gider.
Arada insan olur.
Sıfır şunu öğretir…
Her plan tutmaz.
Her kurnazlık kazanç değildir.
Her suskunluk akıllılık sayılmaz.
İnsanları kandırarak yükseldiğini sananlar, aslında kendi içlerini oyar. Kısa yoldan kazananlar, uzun vadede kendilerinden eksilir. Çünkü bu dünya matematikle değil, dengeyle çalışır. Aldığın bir gün senden geri alınır; bazen maldan, bazen huzurdan, bazen evlattan, bazen gecenin ortasında uykudan.
Sonunda eller açılır.
İsteyerek değilse bile mecburen.
Çünkü ölüm, en adil eşitleyicidir.
Orada ne plan kalır,
Ne oyun,
Ne çevrilen işler.
İşte ders tam burada başlar…
Kimseyi yok ederek var olunmaz.
Birini kandırarak yükselen, aslında kendini alçaltır.
Bugün kazandığın şey, yarın yüzüne bakamayacağın bir hatıraya dönüşüyorsa; o kazanç değildir.
Eli açık gidenler hafifler,
Eli kirli gidenler ağırlaşır.
Anladın mı? Can özüm…


