”Ruhun Yaşı Takvimde Yazmaz”

Bazı insanlar vardır, yaşını bilir ama yerini bilmez.
Kaç yaşında olduğunu söyler, ama hayatta nerede durduğunu söyleyemez.

Çünkü yaş, bir rakamdır.
Durduğun yer ise bir tercihtir.

İnsan her sabah uyanır.
Bu, bedenin alışkanlığıdır.
Ama her sabah aynı insan olarak uyanmak zorunda değildir.
İşte mesele tam burada başlar.

Hayat bize hep ileri gitmeyi öğretir.
Daha çok, daha hızlı, daha yukarı…
Ama kimse bize “durmayı” öğretmez.
Durup bakmayı.
Durup sormayı.
Durup kendine denk gelmeyi…

Oysa insan bazen ilerlemez sadece fark eder.
Ve fark etmek, yol almaktan daha ağırdır.

Çünkü fark ettiğin anda artık eskisi gibi yaşayamazsın.

Bir gün bir cümle takılır insanın boğazına…
“Ben böyle biri miyim gerçekten?”
O cümle ne bağırır, ne çağırır.
Ama yerleşti mi, rahat vermez.

İnsan o günden sonra daha az konuşur daha çok tartar.
Bir kelimeyi ağzından çıkarmadan önce kendi kalbinde dener.

Çünkü öğrenmiştir.
Söz, sahibine döner.

Bazıları hayatta hep haklı olmaya çalışır.
Bazıları ise adil olmaya.
Haklı olmak rahatlatır.
Adil olmak ağırdır.

Haklı olan uyur.
Adil olan düşünür.

İnsan yaş aldıkça şunu fark eder.
En büyük kayıplar aldıklarımız değil,
incittiğimiz yerlerdir.

Bir kalbi kırmak bazen saniyeler sürer ama o kalbin sessizliği bir ömür susmaz.

O yüzden bazı insanlar kalabalıktan kaçar.
Çünkü öğrenmişlerdir.
İnsan, herkese iyi gelmek zorunda değildir.
Ama kimseye kötü gelmemek zorundadır.

Büyümek, sertleşmek değildir.
Büyümek, inceltmektir. Geçte olsa fark ettim.
Bakışı, sözü, dokunuşu…

İnsan ne kadar büyürse büyüsün bir çocuğun göz hizasına inemiyorsa orada bir eksik vardır.

Bazıları çok şey bilir ama kimseye iyi gelmez.
Bazıları az şey bilir ama yanına oturunca insanın içi rahatlar.

İşte o rahatlık bilginin değil, vicdanın eseridir.

Bir gün fark edersin ki, hayat seni kazandıklarınla değil, taşıyabildiklerinle ölçüyor.

Acıyı taşıyabiliyor musun?
Gücü eline aldığında kendini tutabiliyor musun?
Yalnız kaldığında bozulmadan kalabiliyor musun?

Bir gidiş oldu. Sonrası sessizleşti. Ne yapacağımı bilemedim.
Ağır geldi.

Hayattan koptum. Oradaydım ama yoktum.

İncindim.
İncittim.

Ama bilerek değil.
Kalbimle kavga etmedim.

Yanlış yapmadım.
Sadece taşıyamadım.

İnsan, tam da bu sorularda belli olur.

Birine yardım ettiğinde,
Bunu unutabiliyor musun?
Birine kötülük yapıldığında,
“Beni ilgilendirmez” diyemiyorsan işte orada bir şey doğru çalışıyordur.

Herkes iz bırakır.
Ama bazı izler yol olur,
Bazıları yara.

İnsan, geriye dönüp baktığında şunu diyebiliyorsa,
“Benden sonra bir yer biraz daha sessiz,
Bir kalp biraz daha hafif kaldı.”
O insan, yerini bulmuştur.

Sonunda mesele şudur,
Kaç yaşında olduğun değil hangi tarafta durduğun.

Gürültünün mü?
Sessizliğin mi?

Çıkarın mı?
Vicdanın mı?

Hızın mı?
Hakkın mı?

İnsan her gün yeniden bir seçim yapar.
Ve o seçim,
onu ya kendine yaklaştırır
ya da kendinden biraz daha uzaklaştırır.

Belki de gerçek olgunluk şudur…
Aynaya baktığında,
Kaç yaşında olduğunu değil,
Nerede durduğunu görebilmek.

Son sözüm can özüm…

Bu dünya bir gün sıfırlanacak.
Geriye kalan tek şey,
Kalplerin hafızasına kazınan merhamet, vicdan ve iyi niyet olacak.

Bedenin yaşı takvimde,
Ruhun yaşı ise bugünden sonra nasıl yaşayacağına bağlı.

Kategoriler:


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir