Bugün en çok karıştırılan şeylerden biri sevgiyle oyalamadır.
İnsanlar kolayca “gönül eylendirdi” der, çünkü sevmek ağır bir yük, oyalamak ise hafif bir kaçıştır.
Oysa herkesin taşıyabileceği bir ağırlık değildir gerçek sevgi.
Ben gönül eylendirmedim.
Çünkü gönül eylendirmek; yarım gelmek, yarım durmak ve yarım gitmektir.
Ben yarım olmadım.
Olduğum gibi geldim, olduğum gibi kaldım.
Sevmek; zaman geçirmek değildir.
Sevmek; zamanı göze almaktır.
Geleceği belirsizken bile beklemeyi,
Sonu bilinmezken bile sorumluluk almayı bilmektir.
Ben sevdim.
Çok sevdim.
Sevdiğimde plan yapmadım, hesap tutmadım.
Birinin hayatına “iyi gelir miyim?” diye sordum kendime,
“Beni eğlendirir mi?” diye değil.
Çünkü sevgi, kendine değil, ötekine bakarak başlar.
Gönül eylendiren, kalbe dokunur ama orada kalmaz.
Bir iz bırakır, sonra sessizce silinir.
Seven ise iz olmak istemez;
Yük olmak pahasına bile omuz vermeyi seçer.
Ben sözlerimi süslemek için sevmedim.
Paylaşacak fotoğraflarım, anlatacak hikayelerim olsun diye değil…
Sessizken de sevdim.
Karşılık yokken de.
Hatta yanlış anlaşılırken bile.
Çünkü sevgi, anlaşılma garantisiyle yapılan bir yatırım değildir.
Sevgi, kaybetmeyi göze alanların işidir.
Bugün “gönül eylendirme” diye yaftalanan pek çok şey,
Aslında insanların sevgiden korkmasının sonucudur.
Derinlikten kaçanlar, yüzeyde kalanlara isim verir.
Çünkü derine inemeyen, derini inkâr eder.
Ben inkar etmedim.
Kaçmadım.
Rol yapmadım.
Ben sadece sevdim.
Çok sevdim.
Ve şunu öğrendim…
İnsan gönül eylendirebilir ve hiçbir bedel ödemez.
Ama gerçekten severse,
Mutlaka bir bedel öder. İşte ben o bedeli ödedim, ödüyorum…
Ben o bedeli ödemeye ömrüm boyunca razıyım…


