Bir akşamüstü üzerime çöktü hüzün.
Özel bir nedeni yoktu.
Bazen insanın içi durup dururken ağırlaşır ya,
İşte öyleydi.
Ne gün çok kötüydü,
Ne de her şey yolundaydı.
Sadece içim yorulmuştu.
O an anladım ki hayat, sürekli güçlü durmayı başarmak değil.
Bazen hiçbir şey yapmadan oturabilmek de bir hal.
İnsan her şeye yetişemiyor.
Herkesi kurtaramıyor.
Her şeyi düzeltemiyor.
Bunu kabul etmek zor ama gerçek.
Bir akşamüstü üzerime çöktü hüzün.
Geçmiş geldi aklıma.
Kırdıklarım değil sadece,
Kırıldığım halde sustuklarım.
Gitmeyenler değil,
Kalması için hiçbir şey söylemediklerim.
Meğer insan en çok söylemediklerine takılıyormuş.
Hayatın anlamı büyük cümlelerde saklı değil.
Bazen bir bardak çayda,
Bazen boş bir odada,
Bazen de hiçbir şey yapmadan bakarken geçen birkaç dakikada.
İnsan yaş aldıkça şunu anlıyor,
Her şey olması gerektiği kadar oluyor.
Vuslat sandığımız şey,
Birine kavuşmak değilmiş aslında.
İnsanın kendini fazla yormayı bırakmasıymış.
Sürekli bir şey kanıtlamaya çalışmaktan vazgeçmesi.
“Ben buyum” diyebilmesi.
Eksikleriyle, yanlışlarıyla, yarım haliyle.
Bir akşamüstü üzerime çöktü hüzün.
Ama bu beni karanlığa çekmedi.
Sadece durdurdu.
Ve durunca şunu fark ettim:
Hayat kaçmıyor.
Biz acele ediyoruz.
Belki de anlam,
Çok aramamakta.
Her şeyi çözmeye çalışmamakta.
Bazen sadece yaşamakta.
Bir akşamüstü üzerime çöktü hüzün.
Ve ben ilk kez kendime kızmadım.
Yoruldum dedim.
Bu da geçer demedim.
Sadece kabul ettim.
İnsana en çok bu yakışıyor galiba.


