”7” YEDİ ‘nin İçimde Bıraktığı İz

Yedinin İçimde Bıraktığı İz…Yedi sayısını ilk ne zaman fark ettim bilmiyorum.
Ama fark ettiğim günden beri, bu dünyada hiçbir şey bana gelişigüzel görünmüyor.
Sanki her şey ölçülmüş, ayarlanmış, yerli yerine konmuş gibi…
Ve yedi, bu düzenin sessiz anahtarı gibi duruyor.

Kur’an’da yedi kat semadan bahsedilir.
Eskiden bunu sadece gökyüzünde sanırdım.
Sonra anladım ki, insanın asıl seması içindedir.
Her yaşadığım kırgınlık, her sustuğum an, her vazgeçiş, her sabır…
Bende bir perdeyi daha araladı.
Belki de ben, içimdeki yedi katı aşmaya çalışıyordum.

Çünkü insan, yukarı bakarak değil, içine eğilerek yükseliyor.

Yedi denizden söz edilir.
Ben onları artık suyla dolu hayal etmiyorum.
Biri sabır, biri yalnızlık, biri dua, biri affetme, biri sükut, biri teslimiyet, biri umut…
Bazen kendimi bir damla gibi hissediyorum.
Ama sonra anlıyorum…
Her damla, bir denizin yükünü taşır.

Kabe’nin etrafında yedi kez dönülür.
Bu bana hep şunu düşündürür…
İnsan Rabbine yaklaşırken çoğalmaz.
Azalır.
Yüklerini bırakır.
Kibirini bırakır.
“Ben”lerini bırakır. (İnsan, Sıfır, Bir, Yol, Adalet, Vicdan, Merhamet = Yedi)
Yedinci dönüşte, artık eskisi gibi değilsindir.
Ve belki de hakiki dönüşüm budur.

Nefsin de yedi mertebesi vardır derler.
Ben buna şunu eklerim.
İnsan bir anda olgunlaşmaz.
Bir anda temizlenmez.
Bir anda aydınlanmaz.
Düşe kalka, yana yakıla, yanlıştan geçe geçe olur.
Her yara bir öğretmen gibi gelir insana.
Her kırılış, başka bir katı açar.

Gökkuşağı yedi renktir.
Ama hepsi aynı ışıktan doğar.
İnsanlar da öyledir.
Renklerimiz farklı, yollarımız farklı, yaralarımız farklı…
Ama acının dili aynıdır.
Yalnızlığın sesi aynıdır.
Arayışın yönü aynıdır.

Müzikte yedi nota vardır.
Ama hepsi sessizlikten çıkar.
Belki de bu yüzden en çok susarak anlıyorum bazı şeyleri.
Çünkü bazı gerçekler konuşarak bozulur.

Haftada yedi gün vardır.
Ben her günümde başka bir hale bürünüyorum.
Bazen güçlü, bazen yorgun, bazen suskun, bazen umutlu…
Ve şunu fark ediyorum…
İnsan bütün hallerinden geçmeden kendine varamıyor.

Dünyanın yedi kıtası var. Yedi kat seması, yedi cehennem kapısı, yedi büyük deniz, yedi tavaf, yedi şeytan taşlama, yedi uzuv (alın, 2 el, 2 diz, 2 ayak), insan yüzündeki yedi ana açıklık (2 göz, 2 kulak, 2 burun deliği, 1 ağız), İnsanın yedi temel ihtiyacı (sevgi, güven, aitlik, anlam, değer, özgürlük, varoluş), İnsanın yedi ana korkusu (yalnızlık, ölüm, reddedilme, yetersizlik, kayıp, kontrolsüzlük, unutulmak), Kalbin yedi hali, yedi düvel, yedi dağ, yedi iklim, yedi kat yerin dibi, yedi gün, yedi gece, gündüz, antik dünyanın yedi harikası hatta arı peteklerinde yedili matematiksel simetriler….inanılmaz değil mi?

Yahudilikte yedi kollu şamdan (Menora), eski Mısır’da ruhun yedi parçası, Hinduizm’de yedi çakra, Yunan mitolojisinde yedi bilge, Şamanizmde yedi ruh katı, Mezopotamya’da yedi kutsal gezegen… daha neler neler; Ve;

Yedi sayısı evrensel olarak…

Tamamlanmayı
Olgunlaşmayı
Dönüşümü
Hakikate yaklaşmayı
Döngünün kapanmasını
İlahi düzeni
İçsel yolculuğu, temsil eder. Yine yedi…

Yine yedi…ben kafayı yedi. Bak yine yedi…. :=)

İnsanlık bile bu sayıyı seçmiş kendine.
Sanki her şey, “tamamlanmak” için yediyi bekliyor.

Psikoloji diyor ki, insan zihni yedi şeyi rahat hatırlar.
Belki de bu yüzden bazı yaralar hiç unutulmuyor.
Çünkü onlar hafızaya değil, ruha yazılıyor.

Tasavvuf der ki, hakikat yedi ile perde perde açılır.
Bir anda verilmez.
İnsan hazır olmadan bilse bile taşıyamaz.
Belki de yedi, hazır olma sayısıdır.

Ben artık şuna inanıyorum…
Yedi, bitmek değildir.
Yedi, olgunlaşmaktır.

Yedi, susabilmektir.
Yedi, bırakabilmektir.
Yedi, acele etmemektir.
Yedi, “olduğu kadar” diyebilmektir.

Çünkü bazı şeyler çözülerek değil,
kabullenilerek iyileşir.

Yedi, insana şunu öğretir…
Her şey kat kat.
Her hakikat zamana bağlı.
Her yol içe doğru.

Ve insan, en çok kendini aştığında insan olur.

Yedi bana şunu öğretti…
Her şey hemen anlaşılmak zorunda değil.
Her acı hemen geçmek zorunda değil.
Her cevap hemen bulunmak zorunda değil.

İnsan bazen acele ediyor.
Hemen iyileşmek istiyor.
Hemen unutmak, hemen toparlanmak, hemen güçlü olmak…
Ama bazı yaralar hızlı kapanırsa, derin iz bırakır.

Oysa yedi, beklemeyi öğretir.
Sabırla açılmayı…
Zamana yayılmayı…
İçine sindirmeyi…

Yedi, “hemen ol” demez.
“Hazır ol” der.

Ve ben şunu anladım…
İnsan her şeyi başaramayabilir.
Herkesi kurtaramayabilir.
Herkesi ikna edemeyebilir.
Ama kendine karşı dürüst kalabilirse,
işte o zaman tamamlanır.

Çünkü gerçek olgunluk;
Yüksek sesle konuşmak değil,
Sessizken bile doğru kalabilmektir.

Bazı insanlar çok şey bilir ama huzurlu değildir.
Bazıları az bilir ama içi sakindir.
İşte yedi, bana şunu öğretti…

Bilmek değil, taşımak mesele.
Anlamak değil, yaşamak mesele.
Konuşmak değil, hal olmak mesele.

Ve insan, en çok sustuğu yerde büyür.

Kategoriler:


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir