Bu satırları yazarken kimseyle hesaplaşmak niyetinde değilim.
Ne bir savunma yapıyorum, ne de birilerini suçlama derdim var.
Sadece içimde biriken bir şey var; adı vicdan.
Kapımıza gelen insan bir “dilenci” değildi.
Hiçbir zaman da olmadı.
O, katı atık toplayıcısıydı.
Gün boyu sokak sokak dolaşan, insanların çöpe attığını sırtında taşıyan,
başını eğmeden, elini açmadan, emeğiyle ayakta durmaya çalışan biriydi.
Evet, zor bir hayatı vardı.
Evet, yorgundu.
Ama en çok da kalbinde taşıdığı bir yük vardı…
Gözleri görmeyen bir kız çocuğu.
Biz bu durumu öğrendiğimizde şunu demedik…
“Bu bizim sorumluluğumuz değil.”
“Devlet baksın.”
“Birileri ilgilensin.”
Biz sadece şunu düşündük…
“Bir insanın canı yanıyorsa, bu hepimizin meselesidir.”
Koşturduk.
Elimizden geleni yaptık.
Tedavi ettirdik.
Zorlandık mı? Zorlandık.
Ama içimiz rahat etti.
Çünkü bazı şeyler vardır; maddi olarak zorlar ama ruhu hafifletir.
Bir gün yine kapımıza geldi.
Sessizdi.
Ne şikayet etti, ne talepkardı.
Sadece oradaydı…
Yorgun, aç, ama hala onurunu taşıyan bir duruşla.
O akşam evimde bir tabak yemek vardı.
Ben tok olabilirdim.
Ama karşımda aç bir insan varken, o yemeği boğazımdan geçirmek bana ağır geldi.
Yemeği verdim.
Hepsi bu.
Ne fotoğraf çektim.
Ne anlattım.
Ne bir karşılık bekledim.
Sonra bazı sözler duydum.
“Yemeği beğenmeyen dilenci,
Yemek veren kişiye yemek kitabı hediye etmiş.”
İşte orada içimde bir şey kırıldı.
Çünkü o cümlede ne gerçek vardı ne de adalet.
Bir emekçi, bir katı atık toplayıcısı “dilenci” diye küçültülmüştü.
Bir sofrayı paylaşmak alaya alınmıştı.
Ve en acısı…
İyilik, mizah malzemesi yapılmıştı.
Oysa mesele yemek değildi.
Mesele kimin tok, kimin aç olduğu da değildi.
Mesele kimin insan kaldığıydı.
Bir insan yemeğini paylaştığında bu,
“Ben senden üstünüm” demek değildir.
Bu,
“Ben de senim” demektir.
Kimse kusura bakmasın ama ben şuna inanıyorum…
İnsanlık, menüyle ölçülmez.
İyilik, sunumla tartılmaz.
Ve merhamet, başkalarının onayına muhtaç değildir.
Belki biz yanlış yaptık.
Belki daha fazlasını yapmalıydık.
Ama bildiğim bir şey var…
Bir insanın açlığına sırtımı dönseydim,
Kendimle aynı evde yaşayamazdım.
Bu yazıyı okuyan herkese şunu söylemek isterim…
Etiketlemek kolaydır.
“Dilenci” demek, konuyu kapatır.
Ama anlamak, insanı açar.
Bir gün kapınıza gelen siz olabilirsiniz.
Bir gün gözleri görmeyen çocuk sizin evladınız olabilir.
O gün sizi ayakta tutacak olan,
İnsanların cümleleri değil,
Bugün kurduğunuz vicdan terazisi olacaktır.
Biz o akşam sadece yemeğimizi paylaşmadık.
Kendi kalbimizi koruduk.
Ve hala inanıyorum…
İnsan kalmak,
Her şeyden daha kıymetlidir.


