”Vuslat Olmak”

Bu satırları sana değil, benden geriye kalana yazıyorum.
Çünkü sen gidince anladım. İnsan bazen birine değil, kendi içindeki eksik parçaya mektup yazar.

Gittiğin gün kapıyı kapatmadın aslında.
Kapı açıktı, ama içeri giren yoktu.
Ben orada kaldım.
Bir eşikte.
Ne seninle, ne sensiz.

Birlikte yan yana durmak dediğim şeyin meğer bir alıştırma olduğunu geç fark ettim.
Başlamak sandığım yer, bitişin provasını yapıyormuş. Heba olan günlermiş meğer, geçen zaman ise gerçeğe dönüşün vuslatıymış..
O yüzden sana kızmadım. Kızmıyorum…
Kızmak hala bağ kurmaktır ve ben bağı artık çözdüm.

Sessizliğim bir kabulleniş sanıldı çevremde…
Oysa bu, içimde büyüyen sessiz bir isyandı.
Bağırmadım, çünkü bağırmak hala istemektir.
Ben istemekten vazgeçtim.
İstemeyince insan hafifliyor. Vuslat oluyor…

Kalbimde bir yer vardı,
Orada ne ses vardı ne ışık.
Sadece duru bir bekleyiş.
Sen o yerden geçtin, tüm gürültünle…
Dokunmadın.
Ama geçmek de iz bırakır.

Sana ait hiçbir şey saklamadım.
Ne bir eşya, ne bir cümle.
Sadece eksikliğini bıraktım.
Çünkü bazı eksikler doldurulmaz insanı sıfıra indirir.

Sevda yan yana durmak değil, vuslat olmakmış.
Ben bunu geç kalarak öğrendim. İyi ki de öğrendim. Çünkü tam oldum…

Sıfır sandığım şey yokluk değilmiş…
Sıfır, fazlalıkların döküldüğü yermiş.
Ben orada ilk kez kendimle baş başa kaldım.
Ne sevilen vardı ne terk edilen.
Sadece kalan…

Eğer bir gün bu satırlar sana değerse,
Bil ki çağırmak için yazılmadı.
Hatırlatma da değil.
Bu bir teslim mektubu.
Ben seni bıraktım,
Kendimi bulmak için.

Şimdi yoluma birden başlamıyorum.
Birde durmak acele ister.
Ben sıfırdayım.
Ve bu kez
acelem yok.

Kategoriler:


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir