Bazen en parlak zihin, en sessiz kalptir. İnsan, aklın soğuk merdivenlerinde yükseldikçe duyguların sıcak nefesini unutmaya meyillidir. Oysa bilgi yön gösterir, yargılar, sınıflandırır, ayırır… fakat asla şefkat göstermez.
Bir makine öğrenir, hesaplar, analiz eder,
Ama bir kelebek kanadının kırılma sesini,
Bir çocuğun gözündeki sitemi,
Bir annenin sessiz duasını,
Algoritmalar ölçemez.
Zeka tek başına bir ışıktır. Evet!
Ama kalbin eşlik etmediği her ışık,
Soğuk bir beyazlığa dönüşür aydınlatır ama ısıtmaz.
Bir, vicdanla gelen hakikattir.
İnsan, yalnızca aklıyla değil, vicdanıyla da vardır.
Kimi zaman en doğru karar, en mantıklı olan değildir,
En insanca olandır.
Vicdan;
hesap kitap bilmez,
çıkar gözetmez,
alkış istemez.
Vicdan sadece içinden şöyle der.
“Benim doğrum, insan kalmaktır.”
Ve gerçek hakikat, o sesten doğar.
Çünkü hakikat bilgiden önce gelir,
Bilgi şekillenir, hakikat yaşanır.
Bilmek + Hissetmek…
Zeka bir kanattır,
İnsan dengede uçtuğunda yükselir.
Bir yanın formüller kurar,
Diğer yanın dualar eder.
Seni insan yapan, çözüm üretme hızın değil,
Bir yara görünce yüreğinin sızlamasıdır.
Bugün çoğu insan hızlı düşünüyor,
Ama çok azı derin hissediyor.
O yüzden zeki bir çağdayız,
Ama bilge bir çağda değil.
Gerçek zeka, anlamayı kadar bağışlamayı,
hatırlamayı kadar affetmeyi,
haklı olmayı değil, doğru kalmayı seçer.
Dünyanın sıfırlanacağı gün zekan değil, merhametin konuşacak.
Bir gün perdeler inecek;
Gürültü dinecek, maskeler düşecek.
Sahip olduklarımız değil,
Kim olduğumuz kalacak.
İnsanların gözleri kapanacak;
ama kalpleri açılacak.
O gün zekan değil, merhametin yargılanacak.
Her şey bir anlık…
makam, güç, ışık…
Hepsi rüzgar gibi.
Belki de kader şunu söyleyecek her birimize…
“Sıfırdan geldin; bir oldun.
Şimdi sorarım…
Zeka mı kazandı? Yoksa insanlık mı?”
”Sonunda anlarız ki hayat,
zenginliğimiz, unvanımız, zekamız değil,
dokunduğumuz kalpler kadar gerçektir.”


